|

|
Çocuklar; Yazılar;
Çocukların Yazıları...
Günaydın.
Erken kalkan yol alırmış. Erken kalkmaya gayret ederim, mail kutumda
yanıtınızı görünce de sevindim ama şaşırmadım. Çok çalışkan bir
insansınız.
Benim o halde tr chess'i yeniden incelemem gerekiyor. Ya da siz bana
bir adres yollayın ben yazılarımı oraya göndereyim, siz gerekli
inceleme sonrasında yayına koyarsınız. Ya da nasıl olacağını bana
anlatın yeniden. Kusura bakmayın teknik konulardaki eksikliğim, bu
konularda güvenli bilgi sahiplerinden "yararlanmaya" itiyor beni. Bu
durumu hoş göreceğinizi umarım. Bilgisayar ile tanışalı 3 yıl falan
oldu, bu alandaki teknolojiyi nereden kuşatacağımı tam olarak
algılayamadım. Buna ayrılacak zamanı da bulamadım. Belki de
yanılıyorum.
Evet dün bir yazı hazırlandı öylesine. Kutlay Karahan'a da yolladım
nasıl bu sence, yayınlasam nasıl olur gibi sorunca, bir iki çekince
iletti, ama öğrencimin atılma olayından sonra bu yazıyı keşke
yayınlasaydım dedim. Aşağıya o yazıyı gönderiyorum:
Günaydın,
Can yücel ile ilgili iletiyi de bulamadım. Bu da demektir ki, ben
pasaklının biriyim. Bundan sonra değerli olan iletiler için bir
dosya oluşturup, yangında ilk kurtarılacaklar arasına
yerleştirmeliyim.
Ancak konu şuydu:
Can baba ile bir arkadaşı, gençliğinde Hasan Ali Yücel'in makamına
çıkarlar. Derler ki: "baba biz Arkadaşımla Amerika'ya gideceğiz
öğrenimimizi orada sürdüreceğiz"
Hasan Ali Yücel, Can'a dışarı çıkmasını söyler. Can'ın Arkadaşı ise
içerde kalır. Ona derki ; "Evet delikanlı, öğrenimin için ne
gerekiyorsa yapılacak Amerika'da okumanı sağlamaya çalışacağız.
Şimdi sen git."
Delikanlı Can içeri girer. Baba Yücel Ona şunu söyler: "Bak, ben
seni Amerika'ya yollayamam. Bulunduğum makam buna uygun değil.
İnsanların arasında -bak oğlunu Amerika’ya yolladı dedirtemem. Bu
insanların adalet duygusunu incitebilir. Arkadaşın gidecek ama sen
buradasın."
İşte o tarihte Amerika'ya giden delikanlı, dünyaca ünlü beyin
cerrahı Mahmut Gazi Yaşargil'dir.
VİKİPEDİ şöyle anlatıyor: ( Google’a ; “Mahmut Gazi Yaşargil” yaz,
tıkla gör! Tembellik yok!)
(...)
Yani Can babanın "kankası" Amerika'ya gider, ama Can baba babasının
milli eğitim bakanı olması nedeniyle tahsilini ülkede devam ettirmek
zorunda kalır. Şimdiki bakan çocukları emeklemeden makam sahibi
olurken, Cumhuriyetin bakanları halkını incitmemek adına yavrularına
kıyabilmişlerdir.
Belki bu yüzdendir kıyamete değin sövmelerinin güzelliği. Haklıdır
söverken. Belki bu yüzden mahkemelerdeki savunmalarında "bu
memlekette g.te g.t denir" demiştir çekinmeden ve beraat etmiştir.
Bu ülkeyi yöneten beyinler, desem kimsenin gücüne gitmez
Bu ülkeyi yöneten g.tler, desem mahkemelik olurum
Oysa artık bizleri yöneten, güdüleyen, motive eden, mideler,
bağırsaklar ve g.t korkusudur!
Yüreğimiz ve beynimiz gövdemizden kopuktur!
Türk halkının sinirleri çekilmiş, sindirilmiş
İskeleti omurgası olmayan “yumuşakçalara” dönüştürülmüştür
İnsanlar kolayca girdiği kabın şeklini almaya
Kolayca oturduğu koltuğa yapışmaya başlamışlardır.
Duyduğunuz sesler modern köleciliğin ayak sesleridir.
Çevremiz modern krallıklar ve imparatorluklarla kuşatılmıştır.
Bir bakalım etrafımıza
24 saatimizi yöneten ve yönlendiren hangi YÜCE değere sahibiz?
24 saatimizin içerisinde bir orgazm anı kadar yüce olan hangi zaman
var?
Ne halt ediyoruz sabahtan akşama / akşamdan sabaha değin?
Beyinler ölüme mahkum
Beyinler işkencede
Beyinler mahsun
Beyinler gövdesinden koparılmış
Arşimed'in Kesik başınca
Yüzüyor ıs'sız ve derin sularda
Vicdanlarımız paramparça…
(….)
Can Baba!
Babanın yaptığı ya da yapmadığı sana
Doğruluğu eğriliği bir yana
Dünya bir yana sen bir yana
Baban adına senden Özür Can baba!
İkimizi koysunlar senin ile bir sin’e
Dünyanın tüm petrollerini döksünler gerisine
Yan yana baba
Yan yana.
Yana, yana baba
Yana yana…
(…)
Can Baba için gelen bir maili, bir dosta iletmek isteyip de
bulamayınca, oturdum bunları yazdım. Yolladım. Baktım sizlerle de
paylaşayım dedim. Bu sabahın esin perilerinin dilinden, en
güzellerinin memelerinden sağılmıştır.
Biliyorum bu ülkede beyinleri ile hareket eden insanlar da var.
En azından mide ve diğer alt organlarıyla hareket edenler kadar…
Şu meşhur; “namuslular ve namussuzların” birbirlerine oranı kadar…
Vücudumuzu kim yönetiyorsa, ülkemizi de onlar yönetmiyor mu?
Yönetiyor mu?
Yönetiyor mu yönetmiyor mu?
İnsan gibi yanıtlayalım!
....................................................................................................................................
Evet Dostum Sence bizi kim yönetiyor?
Dokuz tane çocuğu üçüncü turda oyundan atan ilçe milli eğitim
müdürünü beyin mi yönetiyor sence?
Beyin yönetseydi, pedagojik formasyon diye bir haneye takılmaz
mıydı? Vicdan diye bir mantık süzgecinden geçmez miydi?
Hayatın her zaman genelge olamayacağı deneyimine takılmaz mıydı?
Anlatmışlardı da gülmüştüm:
Vücudumuzda organlar toplanmış bir gün kendilerine bir müdür seçmeye
karar vermişler. Uzun tartışmaların sonunda oy çokluğu ile beyin
müdür olmuş. Oy birliğini bozan ise bir tek "anüsün" muhalefeti
imiş. Gel zaman git zaman adamın "kalınbağırsak birikimlerinin"
atılma zamanı gelmiş ama birisi yükün boşaltılmasına karşı! Kim ?
"Malumunuz"! Yapma etme! "Hayır" diyormuş "malumunuz"; "Siz beni
madem müdür yapmadınız ben de çıkartmayacağım hacetinizi!" En
sonunda kriz masası toplanmış. Malumu müdür yapmaya karar vermişler.
Tamam Malum bey, sensin, biz ettik sen etme!
İşte o günden beridir müdürler malum malumlar müdür imiş!...
Dokuz çocuğu genelgeye dayanarak, genelgeye ters düşerim, işimden
olurum korkusuyla üçüncü turda turnuvadan atan müdürün, beynini ve
beynine bağlı olarak vicdanını kullandığını savlayacak bir savcı var
mı aranızda?
Sevgiyle kalın...
Hüseyin Aktaş
|