|

|
Bilimsel olarak satrançtaki felsefik açlığımız;
Bazı yönleriyle bir bilim olarak kabul ettiğimiz satranç,bilimlerin
oturması gereken felsefik temel tam olarak oluşturulamadan gelişmesi
sebebiyle bir takım iletişimsel problemlerle yüzyıllardır
boğuşmaktadır.Pek çok soru bu yüzden cevap bulamamış,örneğin satranç
olimpik bir spor olarak kabul edilememiş bu yönde bir kaygıda pek
olmamıştır.
Bilimin oluşması için çok sayıda ve yer yer zıt fikirlerdeki kişi ve
ideolojilerin çatışması ve bunların karma bir renk elde ederek yeni
kuramlar doğurması sonucu elde edilen bir dönüşüm süreci gereklidir.
Bilimin merkezi düşünce ve felsefedir.İçi doldurulmamış,felsefelendirilmemiş
hiç bir bilim,sanat ve sporu, toplum tam anlamıyla ve yüzyıllarca
hak ettiği kadarıyla sahiplenemez.
Modern Bilimin Oluşumu adlı eserinde RİCHARD WESTFALL derki;
''Modern bilimin temelinde doğaya geometrici bir anlayışla
bakan,evrenin matematiksel düzen ilkelerine göre yapılandığını kabul
eden Eflatuncu ve Pisagorcu gelenek ile doğayı muazzam bir makina
olarak kabul eden ve gizli mekanizmaları açıklamaya çalışan
mekanikçi felsefenin birlikteliği vardır.Bu iki akımın beraberliği
her zaman uyum içerisinde olmadı.Pisagorcu gelenek görünenlere bir
düzenlilik arayışı içinde yaklaşırken mekanikçi felsefe genel
kurallar yerine tek tek görüntülere nedensellikle sorgulayarak
yaklaşıyordu.''
Yani mekanikçiler insan aklını kutsarken,doğa felsefecileri
için,belirsizliler belirli olanlardan tanımlanabilirdi.Bu derin
taraftarları olan yoğun çarpışmalardan müthiş gelişkin ve altyapısı
tamamlanmış derin ideolojiler ve farklı felsefeler doğmuş,bu
doğuşlar sadece matematiği değil hemen tüm bilimleri etkilemiş,
değiştirmiş ve hatta dönüştürmüştür.
Gelişen değişik yöntemler olmuş mesela doping bulucularla doping
silicilerin gelişmesi için Wada ve İlaç firmaları müthiş bir
rekabetle birbirlerini geliştirmişlerdir.Yani bilim tez-antitez
sorgulamasıyla kendisini yok etmeye çalışan sayesinde ilerler.Gerçek
ve zıttının amansız rekabeti.Hangisi gerçek hangisi zıt.Bu aslında
gelişim bakımından belki bilinemez belki de önemli değil.Ama alınan
yol...Kola verirken yanında kolaya eleştirileri alan üretici
dietinide yapmayı akıl etmeyi başarmıştır.Büyümenin yolu
budur.Aksinizden güç almak.
Buradan satrancın gelişimine yönelecek olursak rekabetin iç
dinamikleri geliştireceği unutulmuş,satrançta rekabet edecek iç
felsefeler bir türlü geliştirilememiştir.Ya da bir yerlerden
filizlenmeye çalışılan felsefeler botlarla acımasızca ezilmiştir.
Bunda hemen her bilimin bir şekilde etkilendiği Osmanlının satrancı
pekte sahiplenmemesi ve satrancın Hint-Fars-Arap-Şark ve Batı
kltürlerinin yanına,arasına ve hatta göbeğine Osmanlı anlayışının
renk vermemesi, satrancın tüm dünyada ve özellikle Türkiye'de
toplumun uçlarına itelenmesine sebep olmuştur.Bu konuda daha derin
görüşlerim başka yazımda yer vermek üzere şimdilik noktalayalım.
Yüzyıllar boyunca profesyonel satranç sporcularından toplum
çekinmekte ve hatta ürkmekte,satranççılar hariç onları kimse
tanımamakta bilmemektedir.Ben hiç sırıkla atlamadığım halde Elena
Işınbayeva'nın rekorlarını keyifle izleyebiliyorum.Satranççının
üzerine yapışan ''çok zekidir''tanımlaması yüzyıllarca sadece saygı
duyulması satranç sporcularını narsist bir mutluluğa sevk etmiş,yaklaşılamamazlık,zirveden
gözlem hissi ile bu mutluluk zamanla bir alışkanlığa dönüşmüştür.
Satranç ustası gururludur,mağrurdur,çalışkandır ama küserse hayatını
karartma pahasına tembeldir.(Bakınız Dünya 2. si Shlecther'in
yaşamına,tek başına genç yaşta açlık ve hastalıktan ölmüştür.)
Bu döngünün kırılması için(hatta dünyada da)ortak bir akıl ve
politika gerekmektedir.Seçilecek yeni federasyonun görevi elbet
lisanslar,vizeler vb konuları bir yana bırakmadan ama sorunun
merkezine inmesi, çocukları onların ustalarıyla tanıştırması,onlara
hayatlarına ışık tutabilecek ustalarını hediye etmesidir.Bu elbet
yeni ustalara özenti oluşturacak,tolumun sorunlarıyla ilgili
konuşabilen,güler yüzlü belki de dünya şampiyonluk maçı yapabilen
büyük ustalara kavuşturacak ortamı sağlayacaktır.
Tek başına bir ustadan bunu yapmasın beklemek haksızlık olur.Bir
Semih Saygıner'in çıkıp satrancı görsel şölen haline getirmesini
bekleyemeyecek kadar büyüdü bu camia.
Pek çok satranççımız var. Mükemmel bütünlükte yazılar yazabilen,
konuşabilen, fikirleri olan, kitleleri tanıyan,davranışlarını ve
değer verdiklerini, gelecekte değer vereceklerini sezebilen pek
çokları ülkemizde mevcut.Bu satranççılarımız televizyonlarda
,gazetelerde pek çok sıradan yorumcudan çok daha fazla yeri
disiplinel donanımlarıyla hak etmektedirler.Onların eğitimleri ve
vizyonları sebebiyle böyle bir yer alma uğraşısı içinde
olmamaları,onların toplumu kendilerinden,fikir,vizyon ve
felsefelerinden mahrum etmeye yetmemelidir.Bence hayatın her yönüne
zenginlik ve katma değer getirebilecek bir donanım ve vizyonla(bu
olmasa da eğitimle kolaylıkla edinebilirler.) pek çok eksik,zayıf ve
hastalıklı yönlerimizden toplum olarak kurtulabiliriz.Keşke küresel
ısınma ile ilgili satranççıların ortak bir duygu ve duruşu
olabilseydi şimdiye dek.Böyle bir duruş topluma büyük bir etki
yapabilecekti satrancın ve satranççının saygınlığı vasıtasıyla.
Saygılarımla
09.12.2008
KANBER GÜREL
kanber.gurel@gmail.com
|