Türkiye Satranç Federasyonu Onursal Başkanı Kahraman Olgaç kalp yetmezliğine bağlı solunum güçlüğü nedeniyle Hacettepe Üniversitesi acil servisine kaldırılmıştır.
Kendilerine geçmiş olsun diyor, acil şifalar diliyoruz.
Satranç' a gönül vermiş bu değerli büyüğümüzü hepimiz çok yakınen biliyoruz, Bugün Türkiyede Satranç bir yerlere gelmişse onun gibiler sayesinde gelmiştir ! isterseniz bu Şahane insanı yakından tanıyalım ..
Kahraman Olgaç 21 yaşında satranç a başlamasına karşın , yoğun bir çalışmayla dört yıl içinde Ankara Şampiyonu oldu ve başarısını birkaç kez yeniledi, Otuz yıl süren tutkulu bir çalışma sonucu milli takıma giren Olgaç, 1974 te Nis'te yapılan Satranç Olimpiyatlarında ülkemizi temsil etti.
1981 den bu yana Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı Satranç kurulu Başkanlığını gönüllü olarak yürüten Olgaç, bunun yanı sıra, Cumhuriyet Gazetesi ile Bilim Teknik dergisinde Satranç köşeleri düzenledi. 1982 Luzern, 1984 Selanik, 1986 Dubai Satranç Olimpiyatlarını da izleyen Olgaç , Fide Kokartlı Uluslararası Hakem şanını taşımakta olup Uluslararası Satranç Yazarları Birliğininin de üyesidir.
Bu değerli üstadımızın Anılarından kendisini tanımak istermisiniz ?
Kızılırmak Kahvesi(1) (Hürriyet, 05 Temmuz 1998)
Yıl 1944. Aylardan şubat. Ulus meydanında şimdiki Atatürk Heykelinin yanında ince uzun bir kahve vardı. Adı Kızılırmak. Caddeye bakan masalarda satranç oynarlar, ben de seyrederdim. Satrancı ustaları seyrede seyrede öğrendim. Bir gün bütün cesaretimi topladım. Ufak tefek sincap gözlü bir ustaya oyun teklif ettim. Bana şöyle bir baktı. “Ne zamandan beri satranç oynuyorsun?” dedi. Kekeliyerek daha yeni öğrendiğimi itiraf ettim. “Gel bakalım.” Ve bir kaleyi çıkarıp tahtanın dışına bıraktı. “Madem acemisin, sana bir kale çıkalım” sonuçta 6-0 mağlup oldum. “Bak oğlum” dedi “Bu satranç kafa oyunudur. Sen git pişti oyna!” Eşekten düşmüş gibi, perişan, kahveden çıktım. “Konacak dal bulamayan kuşlara dönmüştüm”
Kızılırmak Kahvesi(2) (Hürriyet, 19 Temmuz 1998)
Kahveden dayak yemiş gibi çıktıktan sonra, cadde üzerinde Berkalp Kitabevi vardı. Hemen oraya uğradım. Rahmetli Ali Berkalp kasada otururdu. Hemen bir satranç kitabı aradığımı söyledim. 75 kuruş ödeyerek Dr. Halil Fikret Kanad’ın Satranç Kılavuzu adlı kitabını aldım. Bit pazarından bir de satranç tahtası ile satranç takımı ayarladım. Doğru eve . Zaten sömestır tatili idi. On beş gün evden dışarıya çıkmadım. Uykumda bile satranç sayıkladığımı söylediler. Kafayı üşüttüğümü zannetti evdekiler. Kitap lime lime olmuştu. Hayatımda bu kadar –ölümüne- çalıştığım başka bir devir yoktur. Yirmi dört saatim satrançla geçiyordu. Yemeden içmeden de kesilmiştim. Evdekiler dehşete düştüler, satrancı bırakmam için türlü baskılar yapmaya başladılar. Ama ben bir kere kafama koymuştum. There is no another way! On beş gün sonra Kızılırmak Kahvesinden içeri bambaşka bir Kahraman Olgaç olarak girdim. Ve köşede oturan Doçent Doktor Bahadır Palavan’ın yanına geldim ve oyun teklif ettim. Beni hatırladı. “Gel bakalım acemi” dedi ve kalenin birini kutuya atarak taşları dizmeye başladı. Ben karşısına oturdum. Kutuya attığı kaleyi kendisine geri verdim ve “Başa baş oynayacağız” dedim. Şaşırdı. “Başa baş mı?” Kendimden emin “Evet başa baş!” dedim. Büyülenmiş gibiydim. Sanki omuzlarımda iki kanat takılıydı. Uçuyordum. Hamlelerimin güzelliği, kazanmanın o karşı konulamaz çekiciliği, öç almanın buruk sevinci beni sarhoş etmiş, hasmımı da çok şaşırtmıştı. Beni iki hafta önce kale çıkararak altı sıfır yenen Bahadır Palavan’ı on beş gün ölümüne çalıştıktan sonra, başa baş altı sıfır yenmiştim. Bu inanılmaz olayı Bahadır Bey herkese anlatırdı. Kendisi ünlü şampiyon rahmetli Selim Palavan’ın amca çocuğu idi. Artık Kızılırmak Kahvesinin şampiyonu olmuştum. Geleni, geçeni yeniyordum. Böylece bir altı ay geçti. Bir gün kahveye ak saçlı yaşlı bir beyefendi geldi. Benim oyunlarımı seyretti ve bana oyun teklif etti. Memnuniyetle kabul ettim. Arka arkaya üç oyun kazandım. Satrancı nerden öğrendiğimi sordu. “Halil Fikret Kanad’ın kitabından” deyince kahkahasını attı. “Ben Halil Fikret Kanad” dedi. Heyecandan ne söyleyeceğimi şaşırdım. Dilim tutulmuştu.
Kahraman Olgaç'ı o keyifli yazıları ile Tanımak istermisiniz ?
İkinci Hayatım
Ankara, 07.07.2006
Federasyonumuz As Başkanı Murat Kul, TSF Internet sitesinde bir köşe yazmamı istedi. Ben de köşenin adını, kendisinin bulması durumunda yazabileceğimi belirterek beklemeye başladım. Sonunda, Konya’da Türkiye Kulüpler Şampiyonası sırasında gelen bir telefon ile köşenin adı konulmuş oldu. Kahramanca. Bu isim biraz iddialı gibi gelebilir bazılarına ama inanınız ki, doğru bildiklerimi yazacağım ve doğru olayları da kahramanca savunacağım.
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba!
İKİNCİ HAYAT
Bir gökdelenin en üstünde küçücük bir dairem var. Bütün Ankara ayaklarımın altında sanki. Akşamları bir kadeh şarap içmeme doktorlar izin verdiler. Balkondan güneşin batışını seyrediyor, şarabımı yudumluyordum bir Aralık akşamı. Dilimde ölümsüz mısralar.
Ne yapsalar, ne söyleseler dokunuyor,
Benim ne olacağım artık
Alnımdan okunuyor
Yılların yanına gömüldü gitti,
Gözlerin nuru ellerin emeği,
Bir yaramaz tırtıla öğretemedim,
Koza örmeyi
Geceler dolusu emek, gözler dolusu yaş
Ve ayların batışı yavaş yavaş.
Ne söylüyorsun çocuk,
Sana ne oldu?
Ellerin toprağına gömdüm sevetimi,
Hazine idi, define oldu.
Ne yapsalar, ne söyleseler dokunuyor,
Benim ne olacağım artık
Anlımdan okunuyor.
Uçsam ne olur? Bu macerayı noktalamış olurum diye kendi kendime düşünüyorum, gökdelenin tepesinde, balkonda, şarabımı yudumlar, ölümsüz mısraları mırıldanırken. Sonra birden telefon çalıyor, ara sıra çalan hayırsız telefon. Çalıyor, çalıyor. Bakmak içimden gelmiyor. Uzanıyorum, alo… alo… “…. Hocam ben Ali Nihat. Seni aldırmak için bir araba gönderiyorum. Yarın da kol kola seçime giriyoruz…..”
İşte, ikinci hayatım böyle başladı.
Ölü Böcek
Ankara, 18.07.2006
ATATÜRK SATRANÇ MERKEZİ
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba!
Açıldı, açılacak, açılıyor derken mutlu gün geldi çattı. Türkiye Satranç Federasyonu ve Atatürk Eğitim Merkezi’nin açılışı 8 Temmuz 2006 Cumartesi günü, yerli yabancı konuklarımızın katılımı, iki bakan, Mehmet Ali Şahin ve Ali Coşkun’un uğurlu elleri ile kesilen kurdele sonrası hizmete girdi. Duymayanlara duyurulur.
O güne dek merkezimizi hiç görmemiştim. Asansörden inince hemen karşıda Kahraman Olgaç Kütüphanesi ve Nevzat Süer salonu var.( Kitaplarımı, “Adana’yı” Federasyonumuza, Türk Satrancına bağışladım ya, sağ olsun, başkanımız Ali Nihat Yazıcı kütüphaneye bu ismi uygun görmüş)
Rahmetli Süer, yarışmalara, Cumhuriyet gazetesi yazarı olarak gelirdi. Kendisine oyun salonunda özel bir masa ayırırdım, oyunları incelesin diye. Hasır şapkasını çıkarıp özenle masya yerleştirir, oyunları incelemeye başlardı. Aşağı yukarı elli yıllık bir arkadaşlığımız vardı. Kendisinden, bütün yaşamım boyunca, sadece bir tek oyun alabilmiştim. 1974 Nice olimpiyatlarında da beni oda arkadaşı olarak seçmişti. Nur içinde yatsın.
Metronun, Kültür Sarayı istasyonundan çıktım. Tam karşımda kocaman bir bina yükseliyor. Özgürler iş merkezi burasıymış. En üst katında “Türkiye Satranç Federasyonu” yazıyor, kocaman harflerle. Benden aldığı bayrağı en yüksek bir yere diken, vefakar ve çalışkan başkanımız Yazıcı’yı ne kadar övsem azdır. Bayrağımız en tepede dalgalanıyor. Bu manzara karşısında gözyaşlarımı tutamadım. Şöyle Bir kana kana ağladım. Türk Satrancı büyük başarıların eşiğinde. Yeni yetişen büyük usta adaylarının ayak seslerini duyuyorum. Şerefli bir geleceğin başlangıcındayız. Bana bu mutlu günleri gösteren ulu Tanrıma şükrediyorum. İnşallah sizler de yetiştirdiklerinizin, çocuklarınızın mürüvvetini görürsünüz.
Artık günlerimi merkezde geçireceğim.
ÖLÜ BÖCEK
İkinci hayatımda yeni bir yaşam şekli uygulamaya çalışıyorum. Az ye, az konuş. Çok çalış, çok yaşa. Bazen de ölü böcek taklidi yaparak.
Yalıkavak'dan
Bodrum, 31.07.2006
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba!
Bir haftadır Bodrum Yalıkavak'ta yılın yorgunluğunu çıkarıyorum. Az ye - az uyu- çok çalış
programını uyguluyorum. Sıcak havalarda da iyi oluyor doğrusu.
Pek çok dost, ahbap soruyor. Bu ölü böcek neyin nesidir kuzum? diye. Anlatıyorum, karşılıklı kahkahalarla gülüyoruz. Efendim, böcekler bir tehlike, bir olumsuzluk durumunda olduğu yerde kalır ve hareketsizce dururlar. Ola ki bir saldırı olursa, ölü böcek sanılsın ve dokunulmasın diye öylesi dururlar. Sonra birden hareketlenir zıplar ve kaçarlar, ya da yaşamlarını sürdürecek bir tutunacak dal ararlar. Ölü böcek taklidi de buna benzer bir şey. Zaman zaman ortadan kaybolmak, işe güce karışmamak, suskun ve kendi dünyasında kalmak da böyle bir şey diye yorumluyorum. Bazen ölü böcek taklidi yapmak da doğru bir yöntem gibi geliyor, ne bileyim?
Eski defterleri karıştırırken, Şeyh Edebali’nin, Osman Gaziye yazdığı müthiş vasiyetini buldum. Heyecan ve hayranlıkla yeniden okudum. Öylesi güzel ve güncel ki. Sizlerin de beğeneceğinizi sanıyorum.
Ey oğul, beysin
Bundan sonra öfke bize
Uysallık sana
Güceniklik bize, gönül almak sana
Acizlik bize, yanılgı bize,
Hoş görmek sana
Geçimsizlikler, çatışmalar, anlaşmazlıklar bize
Adalet sana
Kotu söz, şom ağız, haksız yorum bize,
Bağışlama sana
Ey Oğul,
Bundan sonra, bölmek bize,
Bütünlemek sana
Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek,
Şekillendirmek sana
Ey Oğul
Sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz
Şunu da unutma:
İnsani yaşat ki devlet yaşasın
Ey Oğul
Yükün ağır, işin çetin, gücün kıla bağlı
Allah yardımcın olsun.
Bodrum’da her yer beyaza boyalı. Öylesine beyaz ki, mavi ve yeşilin kucaklaştığı ortamda, süzülen bir kuğu gibi. Ama eski yeşil değil o, şimdiki yeşil.
Kahraman OLGAÇ
Geçmiş Zaman Olur ki
Ankara, 31.08.2006
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba
GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ
İstanbul Türk Satranç Kulübünün yıllık genel toplantısı 10 Haziran 1944 de, Tokatlayan’ın büyük salonunda yapıldı. Toplantıda azaların çoğu hazır bulunuyordu. Başkanlığa Bay Hamit Saraçoğlu, katipliğe Bay Muhittin Gençaslan ve Bay Sadi Güveniş seçildikten sonra müzakerelere başlandı.
Önce Kulüp Reisi Bay Opr.Dr. Emin Erkul İdare Heyetinin yıllık raporunu okudu. Kulübün kuruluşundan beri yapılan değerli işleri kısaca anlattı. Turnuvalar, simültaneler, dersler tertip edilerek elde edilen başarıları saydı. Geçen yılın bilançosu ile gelecek yılın masraf ve irat cetvelinin tasdikini istedi, İdare Heyetinin istifa ettiğini ilave ederek yeni İdare Heyetinin seçilmesini diledi.
Bay Emin Erkul’dan sonra söz alan Bay Ahmet Yücesoy saatlerce süren yazılı uzun beyanatını okudu. Osmanlıcanın en ağdalı üslubu ile kaleme alınmış olan bu beyanat, Fars kaidesine göre yapılmış izafet terkipleri ile basma kalıp eski klişelerle, edebiyat tarihine karışmış bir takım köhne mısralarla dolu idi. Fikir ve vaka namına incir çekirdeği doldurmayacak kadar değersiz olan bu beyanat can sıkıcı bir kelime şakırtısından başka bir şey değildi.
Bir kabus tesiri yapan bu bitmez tükenmez dedikoduyu dinleyenler, kah gülümseyerek kah uyuklayarak sadece bir nezaket eseri olarak dinlediler. Ahmet Yücesoy’un tevazu denilen şeyden haberi yoktu. Kendi karinasının genişliğinden, satranç da heba olan mevrut dahiyane bilgisinden, muvaffakiyetlerinden uzun uzadıya ve kendini göklere çıkaracak tarzda överek bahsetti ve bu sözleri her kes hayretle ve tebessüm ile karşıladı.
Ahmet Yücesoy’un şikayetlerinin hülasası şudur:
1. Nizamnameye aykırı hareket edilmiştir,
2. Kulüp mutemedi Karlo’ya elli lira avans verilmiştir,
3. Üstat Selim Palavan’a elli lira avans verilmiş,
4. Poker gibi bir oyunun oynanması kulüpde yasak edilmiştir,
İşte Bay Ahmet’in tenkitleri.
Kulüp Reisi Bay Emin, bunlara hemen kısa kısa ve nükteli cevaplar verdi ve dedi ki: “…… 1. Nizamnameye mugayir hiçbir şey yapılmamıştır. 2. Kulüp mutemedi Bay Karlo’nun kayınvalidesi ölmüştü. Cenaze masrafları için parası yoktu. Aylıklarından tutulmak üzere kendisine elli lira verilmiştir. Bunun bir suç mu, yoksa bir fazilet mi olduğunun takdirini sayın arkadaşlarımın vicdanına havale ediyorum. 3. Bay Selim Palavan’a, Türkiye Satranç Mecmuasının başyazıcısı olduğundan, yazacağı makalelere mahsuben elli lira avans verilmiştir. Bu da suç mu? 4. Pokere gelince: Arkadaşlar, bu mesele üzerinde biraz duracağım. Kulübümüz bir satranç kulübüdür. Kumarhane değildir. Poker, kumarların en müthişidir. Esasen, nizamnamemizde, kulüpte poker oynanmasına müsaade veren bir madde yoktur. Bu oyunu kulüpte Ahmet Bey terviç etti. Bu günkü beyanatında yine terviç ediyor. İşte aramızdaki anlaşmazlık bundan çıktı. O poker taraftarıdır. Biz ise değiliz. bir aralık Ankara’ya gitmiştim. Onbeş gün sonra İstanbul’a gelince hayretler içerisinde kaldım. Poker almış yürümüş. Gece yarılarına kadar Ahmet bey’in müsaadesi ile oynanıyor. Hemen men ettim. Bu hareketimi İdare Heyeti memnuniyetle tasvip etti. Poker neden bu kadar müdafaa ediliyor bilir misiniz? Her seansta kulübe irat namı altında üç-beş lira alındığı için. Böylece alınan paraların kulübe varidat kaydedilmediği maalesef görülmüştür. Kulüp defterine ve kasasına yalnız sekiz lira altmış kuruş geçirilmiş. ……….”
Dinleyiciler bu hikâye karşısında şaşa kaldılar. Bu sözler üzerine Ahmet Yücesoy’un feveran edeceği, yüksek ses ile protestoda bulunacağını zannettiler. Bilakis sükut! Mutlak sükut!..
Müzakereler kafi görüldü. Hesaplar tasdik olundu. Yeni İdare Heyetinin seçimine geçildi. Neticede: Bay Hamit Saraçoğlu 24, Emin Erkul 23, Em. General Selahattin Adil 20, Behiç Besler 20, rey alarak İdare Heyetine seçildiler. 20 rey alan Bay Yusuf Osman ve 11 rey alan Bay Nedim Mazhar yedek aza oldular. Ahmet Yücesoy 2 rey aldı.
Arada bir kaybolur inzivaya çekilirim. Telefonum açılmaz. Nerede olduğum bilinmez. Arkadaşlarım bu huyumu bilirler. “ Hoca yine ölü böcek taklidi yapıyor” diye gülümserler. Oysa ben kitaplarımla baş başa kaldığım o mutlu saatlerde, kendimden geçer, acıyı, tatlıyı, sıcağı, soğuğu unutur okumaya, araştırmaya dalarım. 10 Haziran 1944. 62 yıl önce, Tokatlıyan’ın büyük salonunda, bir Genel Kurul Tutanağını, Atatürk Satranç Merkezinde ki Olgaç Kitaplığının düzenlenmesi sırasında yeniden buldum. Okudum ve sizlerle paylaşmak istedim, geçmiş zaman olur ki diyerek….
Kahraman OLGAÇ
Satranç Hocalarım 1
İzmir, 08.09.2006
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba!
Uluslararası İzmir Açık Satranç turnuvası için dün İzmir’e geldik. Bakalım, kısmet olursa Veteranlar sınıfında oynayacağım, rakip bulabilirsem eğer. Öğrendim ki Veteranlarda oynayacak pek kimse kalmamış etrafta. Allah, kalanlara sağlıklı uzun ömür versin.
SATRANÇ HOCALARIM I
Dr. Hamdi DİLEVURGUN
Ben satranç sevgisini, kitap sevgisini Dr. Hamdi Dilevurgun’dan öğrendim. Rahmetli hocamın evi baştan aşağı satranç kitapları ile doluydu. Üstadı ziyaretlerimde satranç kitaplarını imrenerek seyrederdim. Kimseye ödünç kitap vermezdi. Yalvara yakara sevdiğim bir turnuva kitabını bir haftalığına ödünç alabildim. Alyechin’in 1924 Newyork turnuvası. 110 tane Alyechin’in şahane analizleri ile dolu bir kitap, Almanca.
Eskiden “eser-i cedit” adını verdiğimiz kareli kağıtlar vardı. Kitabın bütün oyunlarını bir haftada eser-i cedit kağıtlarına kopyaladım. O zaman fotokopi makinesi yok. Kitabı verdiğim zaman, hocam, bütün kulüp üyelerine bu inanılmaz kopyalama gayretimi ballandıra ballandıra anlattı. “ Sen çok kitap seviyorsun. Varislerim benim kitaplardan anlamazlar. Ben ölürsem sen ne yap et bu kitaplara sahip çık” derdi. Ben de “ hocam nerede bende o kadar para” derdim.
Artık istediğim kitapları bana ödünç veriyor, arkasından “ istinsah etmek yok haa…” (kopyalamak yok ) diye şakalaşıyordu. Üstadın bana bu kadar kitabı tanıtmasına karşılık bir gün harçlıklarımla bir satranç kitabı alarak hocama hediye ettim. Çok memnun oldu. Kitabın üzerine şöyle yazmıştım.
Dr.Hamdi Dilevurgun’a
Bana ilk satranç kitabını okutan, ‘şah’ çalışmalarımda beni teşvik ve teşci eden pirim, üstadıma naçiz bir armağan
14.12.1953
Kahraman Olgaç
Bu satırları yazdığımı, 53 yıl sonra nasıl hatırladığımı merak ediyorsunuz sanırım. Eee. Kahraman Olgaç diye imza atınca aklında tutacaksın...
Satranca 1944 yılında başladığımı değişik kereler söylemişimdir. Dr Dilevurgun benimle çok ilgilendi. Daha sonra hocam ile bir kez maç yaptık. Yenildim. Oyunlarımı analiz ederek yaptığım hataları gösterdi. Sonra rövanş maçı istedim. kabul etti. Bu kez açık fark ile kazandım.
Aradan yıllar geçti. 1964 yılında altı ay için Londra’ya gönderdi beni Merkez Bankası. Orada değişik bir Dünya’yı görmek, incelemek, bulduğum kitapları sandık sandık ülkeye geri giderken getirmek en büyük işim oldu. Bu sırada Dr.Hamdi Dilevurgun’u kaybetmişiz. Benim haberim olmadı. Dönüşümde üstadın bütün kitaplarının işportaya düştüğünü gördüm. Ve sevgili hocamın kitaplarından bazılarını bulup sahaflardan satın aldım. Bir tanesi var ki çok önemliydi. Kurt Richter’in “Kurzgeschicten um Schachfiguzen “ isimli kitabı.
Geçenlerde Atatürk Satranç Merkezinde, Olgaç Kitaplığında, öte-beri dolanıp, kitapları düzenler, onları koklar, okşarken elime bir kitap geçti. Kurt Richter’in “Kurzgeschicten um Schachfiguzen isimli kitabı. Kapak sayfasının içinde ne yazıyor bir bilin bakalım.
Dr.Hamdi Dilevurgun’a
Bana ilk satranç kitabını okutan, ‘şah’ çalışmalarımda beni teşvik ve teşci eden pirim, üstadıma naçiz bir armağan
14.12.1953
Kahraman Olgaç
Veteranlar Üzerine
Ankara, 12.10.2006
Hepinize en içten duygularımla sımsıcak bir merhaba!
Veteranlar üzerine,
Beşinci Uluslararası İzmir Açık Satranç Turnuvası bildiğiniz gibi başarı ile gerçekleştirildi. Başhakem Erdem Uçarkuş ve İzmir bölgesi hakemlerinin idare ettiği turnuvanın benim için özel bir durumu vardı. Yıllar sonra, 84 yaşında, ben de turnuvada oynuyordum. “Her turnuvanın bir sonuncusu vardır” sözünü hep hatırlayarak, 7 oyunda ancak 3 puan toplayabilmiştim son 3 tura girerken.
Sevgili dostum, turnuva sponsoru Ferit Çömez, veteranlar için ödül koymuş ve benimde oynamamı istemişti. Turnuvanın tüzüğü internette yayınlandı. Listedeki veteran kısmını göremeyince üzülmüş ve “ölü böcek” pozisyonuna geçmiştim. Sonradan veteran kısmının unutulduğu Ferit bey tarafından fark edilmiş ve hata hemen düzeltilmişti ama turnuvadan çok az bir zaman önce. Yani ben turnuvaya hazırlıksız girmiştim.
Son üç turda 2 ½ ya da 3 puan alırsam birinci olabilirdim. Ya Allah deyip sekizinci oyuna girdim, kazandım. Dokuzuncu oyuna girdim, kazandım. Onuncu oyunda beraberlik yaptım ve birinci oldum. Altın madalyayı boynuma taktım. Bir baktım bütün salon bayram yapıyor, eller havada. Benim heyecandan bir şey anladığım yok. Şaşkın şaşkın salona bakıyorum. Meğer Kübra Öztürk’ün Avrupa birinciliği anons edilmiş millet onu alkışlıyor. Aynı ana rastlayan benim birinciliğim kim vurduya gitmiş. Bende Kübra’yı alkışlamaya başladım. Böylece veteran birinciliğim güme gitti. Sağlık olsun. İnşallah ilerde yine bir veteran maçı olursa.... yüce Tanrı izin verirse...
Devlet dairesinde çalışanlar genellikle 65 yaşında emekli olurlar, işte o zaman veteran sınıfına girerler. Bence doğrusu budur. Oysa bizde yapılan uygulamada veteran yaşı 55 tutuldu. Ve beni gençlerle değerlendirdiler. Bence 55 – 65 arası yaşlar genç grubuna girer. 55 – 65 arası yaşlar en önemli görevlerde çalışır, en yüksek derecedeki maaşları alır ve yönetimin en üst görevlerinde çalışırlar. 70 yaşındaki bir veteranın bunlarla çarpışması doğru değildir. Çünkü aralarında fark vardır. Avrupa’da ve Dünyada veteran yaşı kaçta başlar? Bunu öğrenmek lazım. İzmir’li organizatörler 55 yaşını nerden bulmuşlar bilmiyorum. Eğer kendileri uydurmuşlarsa yanlış yapmışlar diyorum.
Ben lig maçlarında da veteran masası olsun istemiştim. İtiraz edenler hafta 3 gün üst üste maçlara dayanamazlar diye iddia ettiler. Ama ben uluslararası bir turnuvada üs tüste 10 gün oynadım ve 55 yaş üstündekiler arasında birinci oldum. Bu olayın üzerinde durulması gerekirken veteran haklarının görmezden gelinmesi bence haksız bir yaklaşımdır.
Kudemanın görüp asarını biz feyz aldık. Kudema görmedi hayfa bizim asarımızı ( eskilerin deneyimlerinden biz feyz aldık ama ne yazık ki onlar bizim eserlerimizi göremediler) biz kudema tayfası size sesleniyoruz. Biz yaşıyoruz, ayaktayız. Bizim için yaptıklarınızı görmek istiyoruz.
Kıbrıs’tan
29 Eylül – 1 Ekim arasında yapılan 8. Dr. Fazıl Küçük Oyunları, Satranç Turnuvasında Türkiye’den 7, Bulgaristan’dan 2 ve Kıbrıs’tan 11 oyuncu ile toplam 20 kişilik bir satranç turnuvası yapıldı. Bende yıllar sonra turnuvanın başhakemliğini üstlendim. Çözüm kafile kaptanımız Özgür Solakoğlu’na ait. Ben İzmir birincisi (Veteranlar) olarak Kıbrıs’a adım attım ama turnuva tertibini görünce bende şafak attı. Turnuva üç günde bitiyor ve iki gün üstünde günde 2 tur oynanıyordu.
Bu benim yaşıma uygun olmayan çok yorucu bir programdı. Arpacık kumrusu gibi düşünürken, Özgür, hemen bir çözüm buldu. Beni Başhakem yapıp kendisi de oyuncu oldu. Yıllardır yapmadığım bu görevi başarı ile tamamlayıp salimen yurda döndüm. Bu konuda Özgür Solakoğluna çok teşekkür ederim. Olayları çözmede her zaman başarılı olmasını dilerim.
Böyle başarılı gençleri görmek beni çok mutlu ediyor. Kimsenin kaşıyla, gözüyle, saçıyla, başıyla oynamayıp kendi işlerinin en iyisini yapmaya çalışıyorlar. Dosdoğru hedeflerine koşar adımlarla gidiyorlar.
Kahraman OLGAÇ